İçeriğe geç

Şeyh babadan Oğula geçer mi ?

Şeyh Babadan Oğula Geçer Mi? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme

İstanbul’da yaşayan, her gün sokakta, toplu taşımada ve işyerinde gözlemler yaparak insanları daha iyi anlamaya çalışan biriyim. Hangi mekânda olursam olayım, etrafımda gördüğüm sahneler her zaman bir hikaye anlatıyor. Geçenlerde, yine bir sabah işime giderken, iki adamın arasında geçen bir sohbeti duydum. Biri, “Şeyh babadan oğula geçer mi?” diye sordu. Hemen ardından şunu ekledi: “Bize de geçecek, bu işin gelenekleri var.” O an, bu basit bir sohbet gibi görünse de aslında derin bir sorunun altını çiziyordu: Toplumsal yapılar, güç ve iktidar ilişkileri nasıl nesilden nesile aktarılır?

Bu yazıda, “Şeyh babadan oğula geçer mi?” sorusunu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektiflerinden inceleyeceğim. Bu sorunun, sadece bir babadan oğula geçiş meselesi olmadığını, toplumsal normların ve güç dinamiklerinin nasıl şekillendiğini daha derinlemesine gözler önüne sereceğim.

Şeyh Babadan Oğula Geçer Mi?: Güç İlişkileri ve Toplumsal Yapılar

“Şeyh babadan oğula geçer mi?” sorusu, aslında çok daha geniş bir toplumdaki güç, iktidar ve gelenek meselesine işaret ediyor. Bu tür bir yaklaşım, güç ve otoritenin erkekler arasında ve genellikle babadan oğula doğru aktarıldığı toplumsal yapıları yansıtıyor. Bizim toplumumuzda, tarihsel olarak bakıldığında, pek çok liderlik pozisyonu, mirasla geçer. Bu durum sadece dini liderler veya tarikatlar için değil, aile işlerinin de devri söz konusu olduğunda da geçerlidir.

Bunu çok net bir şekilde gözlemledim. Geçenlerde bir arkadaşım bana işyerinde yaşadığı bir olayı anlatıyordu. Üst düzey bir pozisyonda çalışan kadının yerine, sadece oğul olduğu için bir erkek alındı. Yani, uzmanlık, deneyim ya da liyakat bir kenara bırakıldı; “babadan oğula” geçişin bir benzeri iş dünyasında da yaşandı. Şeyh babadan oğula geçer mi? Evet, bazen sistem o kadar köklü bir biçimde inşa edilmiştir ki, bu geçiş hiç sorgulanmadan gerçekleşir.

Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Bakış

Bu bakış açısı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin pekişmesinde önemli bir rol oynar. Çünkü “Şeyh babadan oğula geçer mi?” sorusunun verdiği mesaj, genellikle erkeklerin liderlik pozisyonlarına sahip olduğu ve bu pozisyonların onlar arasında kalacağı bir düzeni işaret eder. Toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı bu geleneksel yapı, kadınların genellikle bu tür pozisyonlara erişememesiyle sonuçlanır.

Mesela, bir kadının bir tarikat ya da dini liderlik pozisyonuna gelmesi neredeyse imkansızdır. Hangi sektörde olursa olsun, kadının güç sahibi olması, toplumun büyük kısmında garip karşılanır. Ancak, erkekler arasında bu tür bir geçiş oldukça sıradandır. Hem toplumda hem de iş dünyasında kadının liderlik alanında karşılaştığı engeller, bu tür geleneksel yapılarla beslenir. Bu soruyu toplumsal cinsiyet perspektifinden incelediğimizde, kadının genellikle “pasif” konumda kalması gerektiği bir anlayışın yansıması olarak karşımıza çıkar.

Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Değerlendirme

“Şeyh babadan oğula geçer mi?” sorusu, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından da ciddi sorunlar doğurur. Toplumsal yapılar, gücü belirli gruplar arasında dağıtarak çoğunlukla çeşitliliği dışlar. Erkeklerin tarihsel olarak belirli alanlarda daha fazla yer bulması, iş gücü piyasasında da benzer bir durumu yaratır. Bunu, etrafımda fark ettiğim bir başka örnekle açıklamak gerekirse, geçtiğimiz hafta, bir arkadaşımın yaptığı başvuru üzerine konuşuyorduk. Pozisyon için en uygun aday olmasına rağmen, erkek bir çalışan alındı. Nedeni basitti: “Bu işin doğasında liderlik var ve biz bu tür işleri genelde erkeklere veriyoruz.”

Buradaki sorun, sadece kadının dışlanması değil, aynı zamanda çok daha geniş bir adalet sorununun var olmasıdır. Bu durum, sadece kadınları değil, aynı zamanda etnik azınlıkları ve LGBTQ+ bireylerini de etkileyen bir sorun haline gelir. “Şeyh babadan oğula geçer mi?” sorusu, aslında toplumsal yapının geleneksel ve dışlayıcı bir biçimde nasıl işlediğine dair bir uyarıdır. Çeşitli kimliklerin ve bireylerin toplumda kendilerine yer bulmaları, bu tür eski ve katı yapıları sorgulamaktan geçiyor.

Sosyal Adalet ve Gelecek Perspektifi

Günümüzde, her ne kadar toplumsal cinsiyet eşitliği ve sosyal adalet konusunda büyük mesafeler kat edilmiş olsa da, hâlâ “Şeyh babadan oğula geçer mi?” gibi geleneksel anlayışların etkisi devam ediyor. Fakat, özellikle genç nesil arasında bu tür kalıpları kırmak için ciddi bir çaba var. Toplumun, kadınların liderlik pozisyonlarına gelmesi gerektiği, azınlıkların haklarının savunulması gerektiği yönündeki farkındalık artmakta.

Sokakta gördüğüm en güzel şeylerden biri de bu farkındalığın giderek büyümesiydi. Geçen gün, sokakta karşılaştığım bir grup genç, çok farklı kökenlerden gelmelerine rağmen, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sosyal adaletin önemini konuşuyordu. O an, bu gençlerin şunu söylediklerini duyduğumda çok mutlu oldum: “Zeval gelmez, güç sadece babadan oğula geçmez, kadınlar da bu dünyada yerini bulacak.” İşte bu tür değişimlerin her bireyde bir yer bulması, geleceğin çok daha adil bir toplum olacağına dair umut veriyor.

Sonuç: Şeyh Babadan Oğula Geçer Mi?

Toplumsal yapılar, gelenekler ve cinsiyet eşitsizlikleri, bazen çok derinlere işlemiş olabilir. “Şeyh babadan oğula geçer mi?” sorusu da, aslında bu yapıları sorgulayan bir noktaya işaret eder. Bu sorunun cevabı, toplumun ne kadar değişime açık olduğuna, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitliliğe ne kadar değer verildiğine bağlı olarak değişir. Kadınların, LGBT bireylerinin ve azınlıkların hakları savunuldukça, toplumun bu tür geleneksel anlayışlardan kurtulması mümkün olacaktır. Zeval gelmez, her şey değişebilir ve değişmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hiltonbet güncel giriş