Bir akşam ve içimde büyüyen merak
Bugünkü makalemizde “Kanguru neyle beslenir” ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları inceliyoruz.
Gece Kayseri’nin soğuğu camlara vururken odamda tek başıma oturuyordum. Dışarıda rüzgâr, Erciyes’in eteklerinden aşağı inerken şehrin üstüne ince bir sessizlik bırakıyordu. İçimde ise açıklayamadığım bir boşluk vardı. Bazen insan hiçbir şey eksik değilken bile eksik hisseder ya, işte öyle bir andı.
Televizyon açık kalmıştı ama aslında izlemiyordum. Ta ki ekranda zıplayan o uzun bacaklı, tuhaf ama bir o kadar da tanıdık gelen canlıyı görene kadar… Bir kanguru. O an dikkat kesildim. Sanki yıllardır unuttuğum bir şey önüme düşmüştü.
Ve o soru, zihnimin tam ortasına yerleşti:
Kanguru neyle beslenir?
İlk merakın kalbime düşüşü
O soruyu kendime sorarken garip bir heyecan hissettim. Basit bir bilgi gibi görünüyordu ama içimde daha derin bir yere dokunuyordu. Sanki bu soru sadece bir hayvanın ne yediğiyle ilgili değildi; benim de hayata dair kaçırdığım şeyleri hatırlatıyordu.
Kanguru ekranda yavaşça eğilip otları koparıyordu. Sonra bir belgesel anlatıcısının sesi duyuldu. Avustralya’nın geniş savanalarında yaşarlar, çoğunlukla otlarla, yapraklarla ve genç filizlerle beslenirlerdi. Hatta bazen kabuk bile kemirirlerdi.
Bunu duyunca bir an durdum.
Ot. Yaprak. Filiz.
Ne kadar sade bir yaşam.
Ben ise Kayseri’de, bilgisayar ekranına bakarken bile zihnimi susturamıyordum. İçimde bir hayal kırıklığı büyüdü. Çünkü onların hayatı bu kadar basitken benimki neden bu kadar karmaşık hissediyordu?
Çocukluğa açılan eski bir kapı
Kanguru görüntüsü beni yıllar öncesine götürdü. Küçükken bir hayvanat bahçesine gitmiştim. Hatırladığım tek net görüntü, büyükçe bir alanda zıplayan bir kanguruydu. O zamanlar ona uzun uzun bakmıştım. Yanımda annem vardı ve “Bak, cebi var” demişti.
O an anlamamıştım. Ama şimdi düşünüyorum da, o cepler bile bana bir şey anlatıyordu sanki. Hayatın içinde taşıdığımız yükler gibi… Sessiz, görünmeyen ama sürekli bizimle olan şeyler.
O gün o kangurunun ne yediğini hiç düşünmemiştim. Şimdi ise bu soru içimde büyüyordu: Kanguru neyle beslenir?
Sanki cevabı bilmek, kendi içimdeki eksik parçayı tamamlayacaktı.
Geceyle birlikte gelen düşünceler
Televizyonu kapattım. Oda bir anda daha sessiz oldu. Sessizlik bazen huzur verir ama bazen insanı kendi içine hapseder.
Defterimi açtım. Günlük yazmayı hep sevmişimdir. Kelimeler, içimdeki kalabalığı susturmanın tek yoluydu.
“Bugün bir kanguru gördüm,” diye başladım yazmaya.
Sonra durdum. Çünkü aslında gördüğüm şey bir hayvandan fazlasıydı. Bir yaşam biçimiydi.
Onların otla, yaprakla, doğayla bu kadar uyumlu olması içimde bir umut kıpırtısı yarattı. Belki de hayat, benim düşündüğüm kadar karmaşık değildi. Belki ben gereksiz yere büyütüyordum bazı şeyleri.
Ama sonra yine o tanıdık duygu geldi: hayal kırıklığı.
Çünkü ben basit olamıyordum.
Doğanın sade cevabı
Kanguruların beslenme düzeni aslında doğanın en sade dengelerinden biriydi. Çoğunlukla çimenler, otlar, çalı yaprakları ve taze filizlerle besleniyorlardı. Suya çok bağımlı olmadan yaşayabiliyorlardı. Vücutları, sert ve kurak iklimlere uyum sağlamıştı.
Bunu düşünürken içimde garip bir saygı oluştu. Çünkü bu canlılar, doğanın en yalın haliyle uyum içinde yaşıyordu. Fazlalıkları yoktu. Gösterişleri yoktu. Sadece ihtiyaçları kadar yaşıyorlardı.
Ben ise sürekli fazlalıkların içinde kayboluyordum.
Kayseri’nin sessizliği ve içimdeki kıyas
Pencereyi açtım. Soğuk hava yüzüme çarptı. Uzaktan bir araba sesi geldi. Kayseri geceleri hep böyledir; sakin, biraz ağır ve düşünceli.
O an kendimi kanguruyla kıyaslamaya başladığımı fark ettim. Gülünç gelebilir ama insan bazen kendi zihninin tuhaf yollarında yürür.
O, doğada sadece otla beslenirken hayatta kalıyordu.
Ben ise düşüncelerimle besleniyor ama çoğu zaman doyamıyordum.
Bu düşünce içimde bir boşluk hissi yarattı. Bir an kendime kızdım. Neden bu kadar karmaşık hissediyorum? Neden sade olamıyorum?
Ama sonra içimde başka bir ses yükseldi: belki de bu karmaşa, insan olmanın bir parçasıydı.
Bir belgeselin ardından gelen fark ediş
Ertesi gün aynı belgeseli tekrar izledim. Bu sefer daha dikkatliydim. Kanguruların nasıl gruplar halinde yaşadığını, birbirlerine zarar vermeden var olduklarını gördüm. Çoğu zaman sessizdiler. Sadece ihtiyaçları kadar hareket ediyorlardı.
Ve yine aynı soru geldi aklıma:
Kanguru neyle beslenir?
Ama bu sefer cevap sadece ot değildi.
Sanki “sadelikle” besleniyorlardı. Doğayla uyumla, gereksiz yüklerden uzak kalarak…
Bu düşünce içimde küçük bir umut yarattı. Belki ben de hayatımdaki fazlalıkları azaltabilirdim. Belki bazı düşünceleri bırakabilirdim.
Ama bırakmak, söylemesi kolay, yaşaması zor bir şeydi.
İçimde büyüyen umut
O gece defterime daha uzun yazdım. Kayseri’nin soğuk gecesi yine camlara vuruyordu ama içimde farklı bir sıcaklık vardı.
Kanguru görüntüsü artık bana sadece bir hayvanı değil, bir dengeyi hatırlatıyordu. Doğanın kendi içinde kurduğu o sessiz düzeni…
Hayatın aslında büyük cevaplarla değil, küçük ve sade gerçeklerle dolu olduğunu düşündüm.
Ot yemek, yaprak yemek… Belki de bu kadar basitti.
Belki de ben de kendi hayatımda “neyle beslendiğimi” yeniden düşünmeliydim. İnsan sadece yemekle değil, düşüncelerle, duygularla ve anılarla da besleniyordu.
Ve ben, uzun zamandır yanlış şeylerle besleniyor olabilirdim.
Sonunda gelen sessiz kabulleniş
Pencereyi kapattım. Oda tekrar sessizliğe büründü. Ama bu kez sessizlik beni rahatsız etmedi.
İçimde küçük bir kabulleniş vardı.
Kanguruların otla, yaprakla, doğanın sunduğu sade şeylerle yaşaması bana bir şey öğretti. Hayatın karmaşık olmak zorunda olmadığını… Ama aynı zamanda benim karmaşık olmamın da bir hata olmadığını.
Belki de mesele, neyle beslendiğini fark etmekti.
Ve o gece, Kayseri’nin soğuk duvarları arasında, içimde sessiz bir netlik oluştu.
Kanguru neyle beslenir sorusu hâlâ aklımdaydı ama artık sadece bir merak değildi.
Bir aynaydı.
Bu yazımızda “Kanguru neyle beslenir” konusunu tüm detaylarıyla ele aldık. Nethas sayfamızı takip etmeye devam edin!